. . . . . . . . . .

Sakince okuyun :)

Paylaşayım
#151 | ALINTILAR | 18 Kasım 2010 Perşembe, 23.30

İlk blogumdan - 27 Ekim 2005 Perşembe, 12.49
Anet'in "mizah" haber grubundan aynen kopyala-yapıştır yapıyorum:

- İyi ki düğünümüzü Belçika'da yapalım demişsin Goncagül.
- Güzel oldu, değil mi Muhittin?
- Evet canım, herkes dışarda evleniyor, bizim neyimiz eksik?
- Beni kırmadığın için teşekkür ederim.
- Sen istersin de ben yapmam mı bitanem?
- Muhittin, sana geçmişimle ilgili bir şey anlatmak istiyorum.
- Önce duvağını çözseydik Goncagül'üm.
- Çözeriz, dur bi... Çok önemli bu.
- E, ama sırası mı şimdi? Neyse, anlat bari.
- Ben küçükken tecavüze uğradım.
- Çok üzüldüm bebeğim. Ama şu an kendini iyi hissediyorsan önemli değil.
- Şimdi iyiyim de bunları bilmen lazım.
- Yakınlarından biri tarafından mı?
- Yok, bi bakkal vardı bizim mahallede.
- Bakkal mı?
- Evet. Elma şekeri satıyordu, güzel çikolatalar filan.
- Eee?
- İşte, bi gün bana, "Tarık depoya gelsene" dedi.
- Tarık kim?
- Anlatacağım bi tanem, sakin ol bi.


Sevgisiyle rezil olanlar

Paylaşayım
#150 | ALINTILAR | 18 Kasım 2010 Perşembe, 23.29

İlk blogumdan - 16 Ekim 2005 Pazar, 00.26
YAĞMURDA

Üstünden yıllar geçse de
Ne zaman bu şehire
Yağmur yağsa

Kısa lise eteğini
Güzel gözlerini
Ve yağmurlu bir sabah beni bırakıp gidişini
Hatırlar ağlarım
Dersem... Sakın inanma, yalan!

Sadece yağmurlu sabahlarda
Kumaş pantolon altında üşüyen bacaktır
Lise yıllarımdan bana kalan.

---------

Penguen orta sayfaların detaycı çizeri, Sinan'ın deyimiyle "üstad", ve bir o kadar da duygusal yazılarıyla benim gibi bu işlerden pek anlamayan adamı bile ufak ufak düşüncelere yollayan Umut Sarıkaya'nın "Sevgisiyle Rezil Olanlar" serisinden bu haftaki yazısı.

Hele bi de 91. dakikada maça girip de gol atmak için saha içinde bi o yana, bi bu yana koşuşturan ve bunu bitmek üzere olan ilişkisini kurtarmak için çabalayan bi adama benzetmesi ile ilgili olan yazısı var ki, hakkaten derin derin düşüncelere salmıştır beni o dönemlerde. Yürü be üstad... Demekten başka gelmiyo elimden bişey. Bi garip oldum şimdi akşam akşam. Çıkar şunların albümünü de güzel güzel okuyalım be Umut...


öptm kib, bebishh, svyrm sni, datluummm:)), cnm aşkum

Paylaşayım
#126 | ALINTILAR | 2 Kasım 2010 Salı, 10.39



...

Paylaşayım
#120 | ALINTILAR | 27 Ekim 2010 Çarşamba, 15.08



Çerez tabağı teoremi...

Paylaşayım
#100 | ALINTILAR | 11 Ekim 2010 Pazartesi, 14.26

Üyesi olduğum bir haber grubunda geçen bi konuşmayı paylaşmak istedim. Yazanların isimlerini/nicklerini ve yazıda geçen özel isimleri vermeden, ve ufak tefek imla hatalarını düzelterek veriyorum. Tümüyle katıldığımı söyleyemem yalnız bi arkadaşın da dediği gibi, doğru olduğu noktalar mevcut bazı konuşmaların :) Ama yorumsuz paylaşıyorum, buyrun.

  • ... Lisesi'nden bir arkadaşım hala evlenemedi. Geçenlerde "Yeter artık evlen, evlen de çoluk çocuk sahibi ol" dedim. Aşağıdaki teoriyi aktardı:
    Bir kuruyemiş tabağı kalabalık bir grubun önüne geldiği zaman sırasıyla önce antepfıstıkları, ardından bademler, sonra fındıklar gider. En sona beyaz ve sarı leblebiler kalır. Eğer belli bir yaşa kadar evlenmemişsen de durum farklı olmaz. Ya kalan leblebiler ve ayçekirdekleri ile idare edersin ya da olur ya bir fıstık bulurum diye tabağı karıştırır durursun..
    • Geçen hafta bir türlü evlenemeyen bir arkadaşımın, ileri yaşta evlenmekle, çerez tabağı arasındaki benzerliği anlatan görüşlerini aktarmıştım. Bu yazı üzerine, bazı okurlarımdan eklemeler geldi. Ben tabakta en sona kalanların sarı ve beyaz leblebiler olduğunu yazmıştım. Mektep arkadaşım xxx xxx şöyle yazmış:
      "Sevgili xxx, aynı tabakta ucu açılmamış kabuklu antep fıstıkları da kalır. Herkes bir eller, bakar ama kimse açmaya cesaret edemez, tabağa geri bırakır. Onlara ulaşmak cesaret ister. Dişine güveneceksin, kıracaksın ki, içinde gizlediği lezzete ulaşabilesin. Ama risklidir, dişini kırabilirsin."
      • Katılıyorum.
      • Ucu açılmamış antep fıstıları hep bayat çıkar maalesef. Uğraştığına değmez.
        • Doğru.
    • Doğru olduğu noktalar mevcut.
    • "Sona kalan dona kalır" kuramı.
    • Jokeye göz dikme, seyise razı ol, yoksa ata kalırsın lafı da var kadınlar arasında.
      • ohahaha
        • at meraklısı da çıkabilir tabi istisna olarak, orası ayrı.


Klitorisin sırrı...

Paylaşayım
#91 | ALINTILAR | 4 Ekim 2010 Pazartesi, 09.41



Özlü söz +

Paylaşayım
#18 | ALINTILAR | 1 Ağustos 2010 Pazar, 13.49

Eski yazılarım - 16 Aralık 2009 Çarşamba

Che: Gerçekçi ol imkansızı iste
Dayım: Akıllı ol, canımı ye

----------
Umut Sarıkaya, Penguen


Özlü söz

Paylaşayım
#17 | ALINTILAR | 1 Ağustos 2010 Pazar, 13.49

Eski yazılarım - 16 Aralık 2009 Çarşamba

Koyunun olmadığı yerde keçi Abdurrahman Jeremy olur

----
Fahir Öğünç, Modern Sabahlar Podcast, 15.12.2009, 18:04


doksanıncı dakikada oyuna giren oyuncu psikolojisi

Paylaşayım
#9 | ALINTILAR | 6 Temmuz 2010 Salı, 11.16

kaan dobra'nın takıma yeni geldiği günlerdi aşkım
off ne alakası var şimdi deyip
dinlememezlik etme, dinle bi kere.
kaan dobra takıma yeni gelmişti.
yalan söylemiyim sanırım antep maçıydı.
maç neredeyse bitmiş.
skor kesindi.
hoca maçın 89. dakikasında oyuna aldı kaan'ı
sahada herkes çok yorgundu.
bi tek kaan, civelek gibi koşuyordu sağa sola.
ben de dahil herkes güler gibi bakıyordu kaan'a.
aaa kerize bak aaa enerjike bak diye.
ama hoca beğendi kaan'ın performansını
diğer maçta daha çok yer verdi.
bir diğer maçta daha bi çok.
ve bugün kaan dobra, kaan dobraysa
o 89. dakika yüzündendir.
şimdi gelelim sadede.
ben de ilişkimizi kurtarmak için
89. dakikada oyuna girmiş bir oyuncu gibi
koşuyorum, çırpınıyorum.
gör performansımı diye.
sev beni diye..."

* Umut Sarıkaya


Sıkıcı bir yaz...

Paylaşayım
#8 | ALINTILAR | 6 Temmuz 2010 Salı, 10.56

Sizin için yaz ne ifade ediyor bilmiyorum ama benim için sıkıntıdan başka değildi hayatım boyunca.

Çocukluğum boyunca yaza dair hatırladığım en belirgin anı, Ankara’daki akrabalara yaptığımız ziyaret. İçinde bolbol sigara içilen otobüslerden birinde annemin kucağında başka bir şehire gidişim gerçekten de çok etkileyiciydi. Otobüsün neredeyse her koltuğundan sigara dumanları yükseliyordu,ben kafamı güneşten kavrulmuş otobüs perdesine dayamış uyumaya çalışıyordum. Sonra annemin yanında oturan yaşlı kadın yolcu sulu bir şeftaliyi ikiye bölerek yarısını bana veriyordu. Ben önce bacağıma damlayan şeftali sularına bakıyor, sonra anneme bakıyor, onay aldıktan sonra da şeftaliyi alıyordum. Şeftaliyi yerken önümdeki koltuğun arkasına monte edilmiş metal küllükten yansımamı gördüğümü hatırlıyorum. Üçe vurulmuş saçlı bir çocuğun şeftali yemesi kadar çirkin birşey bi daha görmem sanıyordum , ne yazık ki gördüm... Allahtan annem şeftaliyi yedikten sonra yapış yapış ellerimi, ağzımı bi bezle sildi de biraz rahatladım. İşte çocukluğuma ait en renkli yaz anısı bu...

Biraz büyüdüğümde ise bütün bir yazımı romatizmalı olan babaannemi Kilyos Halk plajının kumlarına gömerek geçirdim. Halamgillerle gittiğimiz plaj sefaları beni pek rahatsız etmiyordu ama galiba abim artık yakın akrabalarımızı kuma gömmek istemiyordu. Bizim koloniden biraz uzakta oturup somurtarak uzakları izliyor, sonra yüzüyor, gelip yine uzakları izleyerek oturuyordu. Galiba orta halli ailelerin abim yaşındaki çocuklarının hepsinde bir g.t kalkması mevcuttu o yaz. Böyle bi beğenmemezlik, bi özünü inkar etme, bi bizden utanma hasıl olmuştu ergen bedenine. Özünü inkar ediyordu ama annemin yaptığı ekmek aralarını ona götürdüğümde de yiyordu. Yerken bile somurtuyordu.Deniz acıktırıyordu ama bi türlü de mutlu etmiyordu onu. O yazın sonuna doğru abim bakkaldan plajda oynamak için aldığımız plastik bir topa tutunup çıpıtı çıpıtı diye yüzerek uzaklara doğru gitti, gözden kayboldu. Bi daha da bizimle denize gelmedi, ondan sonra hep arkadaşlarıyla gitti. Abimin özgürlüğüne doğru bu gidişi sanırım üçe vurulmuş saçlı bir çocuğun şeftali yemesinden daha çirkindi. Hayır eylem değil de metodu çirkindi. Babam arkasından sadece “kime çekti bilmem” dedi ve “buranın denizi de bi acayip, gidiyorsun gidiyorsun hala beline geliyor” dedi. O gece kulağıma kaçan su, benim kulağımı ağrıtırken, güneşten ciğer gibi olmuş olan bütün ailem de acılar içinde uyumaya çalışıyordu. Sanırım Allah biz günahkar orta halli aileleri denize yollayarak cezalandırıyordu.

Biraz daha büyüdüğümde o yaz abimin görevini ben almıştım. Ve daha önce sadece o yaza özgü olduğunu sandığım g.t kalkmasının bende de olduğunu farkettim. Tabi bu “benim g.tüm kalktı lan” gibi bir cümleyle değil de “ ulan abim ne kadar haklıymış” gibi bir cümleyle ifade edildi. Beni alıp uzaklara, arkadaşlarımın yanına götürecek bir top yoktu ortada, zaten arkadaşlarım da çok uzaklarda İstanbul yada Antalya’daydı. Biz ise annem,babam ve amcam gillerle beraber emekli sandığının yaz kampında, şimdi ismini söylemek istemediğim bir Ege kentindeydik. Yazlıkçı nedir, aklıbaşında bir genç niye yazlıkçıların bulunduğu bir yerleşim biriminden niye tiksinir işte o yaz öğrendim. Şortlarını göbeklerinin üstüne çekip yürüyen adamlar, çekirdek yenerek yürünen akşamlar, tavla sesleri gelen akşamlar... Bunlar benim tatil beklentilerimi karşılamıyordu.

Üniversitede yaz ise bütün arkadaşların birer birer gitmesi demekti. Bomboş şehirde bir kaç tane az samimi İstanbullu arkadaşla geçirilen nadir buluşmalar ve birlikte terlemelerden ibaretti. Üniversite sonlara doğru çıkılan bir yaz tatili ise sıkıntıyla beraber yorgunlukta getirmişti. Tatil beldesinde daha çok yorulan her Türk sapı gibi biz de çok yorulmuş ve elimize hiç bişey geçmemişti. Belki şimdiye kadar yaşayamadığımız o çok övülen yaz aşkını, dört erkek birden aynı kız üzerinde yaşamaya çalışınca hepimizin gerçek yüzü ortaya çıktı. Meğer hepimiz ne kadar art niyetli, ne kadar birbirimizden tiksinen kişlermişiz onu anladık. Yaz aşkı uğruna birbirimiz iki dakkada satıp, bütün eksikliklerimizi kusurlarımızı birbirimizin suratına vurduk kızın önünde. Aramızdan en duyarlısı ve aklı başında olanı Burak önce olmak üzere birbir vazgeçtik bu aşktan. En son ben, deniz ortamında kızın gönlünü alacak bi kaç hamle yaptım ama onlarda bi işe yaramadı. Çocukluğu boyunca bile anne babasına yaranmak, kendini ispat etmek mahiyetinde yapmadığım çok uzaklara açılıp kıyıdaki anne babaya seslenme eylemini bile bu kız için yaptım. İlerde dubaları geçip “Dideeeeeeeemmmm heeeeeehhhoooo” diye bağırıp dikkatini çektim, çağırmasını beni düşünmesini bekledim ama çağırmadı. Taşkınlıklarıma devam edip, bağırıp, çağırarak oynamayı, şortu çıkarıp sallayarak dikkat çekmeyi bile denedim yine de tınmadı. Havlusunu toplayıp çekip gitti. Dört arkadaş yorgun, argın ve küskün olarak bir tatili daha bitirdik.

Şimdi başa dönersek, yaz mevsimi sizin için ne ifade ediyor bilmiyorum dostlarım ama benim için sıkıntı ve terden başka birşey ifade etmiyor. Birazdan leğendeki sudan ayaklarımı çıkarıp, çorabımı giyerek terleye terleye dergiye gidicem, yazımı verip eve geri gelicem. Hepsi bu..*

* Umut Sarıkaya, Benim de Söyleyeceklerim Var

  • TÜM KATEGORİLER3065   
  • YAZILAR FALAN337   
  • SİNEMA-DİZİ412   
  • VİDEOLAR758   
  • MÜZİK240   
  • HAYVANLAR209   
  • BİLİM-TEKNOLOJİ104   
  • OYUNLAR112   
  • TROLL-MİM-CAPS120   
  • GÜZELLER73   
  • ALINTILAR212   
  • İLGİNÇ BUNLAR281   
  • TARİH GÜNLÜĞÜ207   


  3 2 1







Serkan&Blog'a hoşgeldiniz!
Kişisel blog olarak tasarladığım sitemde ilgilendiğim türlü konularda yazılar, resimler, videolar ve hatta flash tasarımlar ve oyunlar bulabilirsiniz. Bununla birlikte girdilerin altında bulunan alanlara tıklayarak yapılan yorumları okuyabilir, yorum yapabilirsiniz.
Hakkımda daha fazla bilgi için tıklayın.




 Son 1 ayda en çok bunlar izlenmiş 





Geçmişteki Günlerden...

Serkan&Blog 2005'ten itibaren kendi çapında bir blog girişimi olup blog hizmeti sunan sitelerin aksine tasarım, tema ve kodlamasının tümü yazarına aittir. Onlarca gereksiz apiyle, reklamla siteyi boğmak yerine kolay okunabilir / gezilebilir bir blog sunmak gibi bir derdi vardır. Site sahibi tekil girdilerin altlarında bulunabilecek yorumlar için sorumluluk kabul etmez, yorumların tüm sorumluluğu yazarına aittir.
Serkan&Blog © 2005 - 2018
  3 2 1
 
. . . . . . . . . .