. . . . . . . . . .

Evliler sadece evli arkadaşlarıyla mı görüşsün?

Paylaşayım
#22 | YAZILAR FALAN | 1 Ağustos 2010 Pazar, 13.51

Eski yazılarım - 3 Ocak 2010 Pazar

Tabi ki hayır :) Ama toplumda yaygın olarak böyle bi inanış mı hakim, yoksa bana mı öyle geliyo bi tek... Gerçi bana öyle gelmediğine kanaat getirdim daha önce tartıştığım birçok arkadaşlarımın da toplumda böyle bir inanışın yaygın olduğunu farkettiklerini öğrendiğimde. Ama bu neden kaynaklı? Benim tek bir cevabım var: Evliliği özendirmek... Öncesini bilmek, detaylandırmak uzun bi araştırmaya dayanan bi sosyal psikoloğun işi, beni aşan bi konu ama bi yerden sonrasına kendimce ışık tutmak istediğimde gördüğüm tek şey bu, evliliği özendirmek. Mutlaka bi çıkışı var tabi. Artık eskiler, ve daha eskiler, en eskiler bunu "Nazar değer" olarak mı gördüler, ya da yanlış olarak mı değerlendirdiler, veya nerelerden çıkıp da bunları böyle nitelendirdiler bilemem ama "Evliliğe nazarı dokunur", "Eşine asılır" ve daha bi ton yerden hareketle bunun böyle görüldüğü, tarafımdan "aşikar" olarak addedildi. Beni aşar aşmasına ama eski toplumlara şöyle bi inmeye çalıştığımda naçizane görebildiğim, en kısa anlatımıyla "Savaşarak birşeyler elde edilir, savaşmak için asker, asker için çocuk, çocuk için evlenmek gerekir" şeklinde bi durum. Evlenmek içinse evliliği özendirmek gerekiyor. Evliliği özendirmenin binlerce kolundan biri de evlilerin, evli olmayanlarla görüşmeyi azaltarak onları da evliliğe sevketmeleri...

Bi kere evlenen arkadaşların diğerlerinden hiç değilse biraz uzaklaştıkları, bi gerçek, çünkü evlilik yaşı gelmiş ama henüz bu şekil bi "donör"e :P bile sahip olmayan bi adam olarak hiçbişey gözlemleyemiyosam bile bunu gözlemleyebiliyorum. Gözleme... Patatesli olsa şimdi süper olurdu :) Yılbaşından kalan tek biramla birlikte güzel giderdi.. Bu arada evet, bi taraftan o birayı götürüyorum :) Ama bu şu değil kesinlikle: İçmiş kafayı bulmuş... :) Tek bi bira ve 2 parmak içmiş bulunmaktayım henüz. Gözleme falan diye saçmalamam ise genel yazı karakteristiklerimdendir :) Neyse, karışmasın şimdi, konu ciddi biraz :)

Uzaklaşıyolar evet. İsteyerek, bilerek değil, bi farkındalık bile yok belki bi taraftan ama sosyal bi baskı olduğu kesin az önce bahsettiğim nedenlere dayalı olarak, ve hatta bi süre görüşmedikleri bi arkadaşlarıyla görüştüklerinde "Vay be, ne kadar oldu, 3 ay mı, oldu mu lan o kadar" diyebilecek kadar durumdan bihaberler. Verilen cevap ise şu oluyor genelde: "Abi, çok karışık ya bu aralar, nası oluyo bitiyo bilmiyorum, işten çıkıp geliyorum, iki muhabbet, yatıyorum, sonra kalkıyorum, haftasonu alışveriş, onun ailesine git, benim ailemi ziyaret et, komşu ziyaretleri, bize gelen giden falan derken zamanın nasıl geçtiğinin bile farkında değilim". Aslında halisünasyon... Birilerinin parmağını şıklatması lazım durumun aslında böyle olmadığının farkına varılabilmesi için.

Bi de kıskançlık gibi bi durum var. Şu net ki, erkeklerin daha çok erkek, kızların ise daha çok kız arkadaşları var. Şimdi kimse çıkıp da "Hayır bak ben kızım ama benim erkek arkadaşlarım daha çoktur, erkeklerle daha iyi anlaşıyorum" demesin bana, o şekil bi "özüstüngösterme çabası" lisedeydi en son :) Kaldı ki, genelden bahsediyoruz. Erkekler, erkek arkadaşlarıyla daha önce çok şey paylaştılar özellikle "haaatun" mevzularında. O yüzden eşlerini bi kıskanma durumu olabiliyor. Aynı durum kadınlar için de geçerli, "Eşimi diğer tarafa kaptırabilirim, en azından kafasında bişeyler olmasın, düşüncesi bile olmasın" gibi bişey. Burada da kimse gelip bana "Aaaaa, çok büyük suçlamalar bunlar" demesin :) Gördüklerimi yazıyorum patavatsız bi eda ile, aynı zamanda "şu üzülür mü, bu kırılır mı" gibi bişey düşünmeden, önüme geldiği gibi yazıyorum :) Aynı zamanda "Sen öylesin gaalibaa, çünkü insan kendisi nasılsa diğerlerini de öyle görürmüşşş" de denmesin :) Evli olmadığımı daha önce belirttiğim gibi kıskanç bi insan olmadığımı da ayrıca belirtirim. Daha önceki tüm kız arkadaşlarım referanslarımdır :) Ama var bu durum toplum genelinde, bunu da biliyorum diğer taraftan.

Aslında derdimi tam olarak anlatabildiğimi düşünüyorum şu noktada, o yüzden plansız yazmış olsam da toparlama ihtiyacı hissetmiyorum. Sadece bir-iki şeyden daha bahsedip bitiricem.

Yukarıda bahsettiğim konuşmalarda, örneklerde benim veya evlenen arkadaşlarımın hiçbiriyle ilgili bir durum sözkonusu değil. Zira çağırılırım, çağırırım, muhabbetlerine katılırım, hatta yatıya da davet edilirim, kalırım. "Hatta" kelimem başta olmak üzere bu paragrafın tamamında hiç garip bi durum yok, olması gereken şekil budur, ben de farklı değilim tüm bunlardan, ki tüm arkadaşlarıma burada içten bir sevgi sözcüğü söylemek isterim ama bu bile gereksiz, ama yine de teşekkür ediyorum. (Cümlenin uzun olmasıyla veya ufak bi kendimle çelişme durumumla biradan biraz daha içmiş olmam arasında bi bağlantı yok, net anlamamış olanlar bir kere daha okuyabilirler :))

Ha şu var, evlenen insanlar tabi ki bi süre kendi başlarına bırakılırlar, çok fazla ziyaret edilmezler, bunu da görmüyo değilim tabi :) Ama mevzubahis konu, evlenen insanların evlilerle görüşmesi, evli olmayanlarla görüşmemesi gerekliliği üzerinde döndüğü için gerek duymadım özel olarak bunun üzerinde durmaya.

Son bahsetmek istediğim konu ise, tüm bu yazdıklarımın tam zıttı, kendisiyle yazılarını okumam haricinde herhangi bir ilişkim olmayan erkek bi insan. Evli :) Ve evli olmayan arkadaşlarıyla muhabbetini tamamen kesmiş durumda. Evli olan arkadaşlarını bile evine tek davet etmiyor. Eşinin de aynı şekilde davranması gerektiğini belirtiyor ve hatta eşinin eve bir erkek arkadaşını davet etmesi durumunda evliliğini bitirebileceğini; hele evde kendisi yokken böyle bi durum olması durumunda da "kan çıkacağını" belirtmiş bi insan. Savunması ise şöyle: Belki içilir, bişey olur, kafa dağınıktır, yanlış bişeyler olabilir... Buradan anlaşılıyor tüm dert :) Bu kıskançlıktır, aşırı bi kıskançlıktır, saçmalıktır. Saçma bulmayanlar için ise şunu da belirteyim: Bu arkadaş, evine, patlayan su borusunu tamir etmek için gelen ustayı bile eşi ve çocuklarıyla davet etmiştir. Tamirci işini yaparken eşi ve çocukları da salonda öyle oturmuşlardır. Ve konuşmanın sonuna da şöyle eklemiş: Bu evden içeri erkek sinek girecek olsa eşiyle girmedikten sonra kapıdan geri döner... YUH :) Tüm bunlar benim uydurmam olmayıp gerçektir, ilgili kişiyi tanıyanlar tarafından doğrulanmıştır yazı ve bu konuda beni yazmaya en çok iten durum da bu arkadaşın halidir :) Vermiycem blogun adresini falan şimdi ama yorumlar kısmı ilginçti: İ... isimli bi arkadaş sormuş: Musluk tamircisi mi eşiyle çocuğuyla geldi?.. B... isimli arkadaş ise şöyle demiş: Ben gelecem asıl sizin eve bi gün... :) (Ayıp tabi ama demiş yani :))

Diyeceğim şudur ki: Hepsini değilse de bi kısmını aşın şu saçma inanışların, durumların. Düşünün. Düşünün.


Blog yazarları derneği...

Paylaşayım
#21 | YAZILAR FALAN | 1 Ağustos 2010 Pazar, 13.50

Eski yazılarım - 31 Aralık 2009 Perşembe

Ne işe yarar, ne yapar, neden böyle bişey kurulma ihtiyacı hissedilmiş? Netten bir takım oluşumlar sayesinde dışarda buluşmalar, muhabbet kurmalar falan filana mı özenilmiş? Para mı isteniyor üyelerden? Yoksa bi lider olma meraklısı elemanın parasını harcayacak yer bulamaması problemi mi? Ne önerdiği konusunda bilgim yok, olsun istemiyorum ama konu ilginç. Blog yazarlarını birleştirme, bi çatı altında buluşturma falan filan gibi klişe bişey büyük ihtimalle.

Bu arada merak ettim, araştırdım şimdi. Dertleri şuymuş, kendi sitelerinden yapıştırıyorum aynen:

Vızvızvız tanıtım kısmı, klişe, klişe, internet kullanımı yaygınlaşmakta vızvızvız...

İşte bu nedenle ülkemizde blogların kalitesinin artırılması, yeni blog yazarlarının kazandırılması ve internet yayıncılığının gelişmesine katkı sağlanması adına derneğimiz kurulmuştur.

Derneğimiz ülkemizde blog kavramının tanıtımını yaparak, internet ve blog yazarları arasında bir işbirliği, yardımlaşma ve tanışma ortamı sağlayacaktır.

...Vızvızvız, etkinlikler düzenleyecez falan fıstık...


Eee.. Boşmuş yani :) Yavannn :) Blog yazarları arasında işbirliği neden gerekli olsun? Hele yardımlaşma? Herkes istediğini yazmıyo mu zaten, ben gidip başka bi adama "Hocam şu konuda süper yazmışın, bana da şu mevzuda bişeyler yazar mısın?" mı diycem? Tanışma ortamı? Ya bırak :) Ülkede blog kavramını bilmeyen adam için Google diye bişey var, Wikipedia var, ekşi sözlük var en kötü.

Sloganları ise "Buluşalım, konuşalım, başaralım..." :P Buluşun, konuşun, başarın ne başarıyosanız :)


Bi teknem olsa

Paylaşayım
#20 | YAZILAR FALAN | 1 Ağustos 2010 Pazar, 13.50

Eski yazılarım - 28 Aralık 2009 Pazartesi

Bi teknem olsa adını ne koyardım acaba? Kenarına yazdırıyolar ya hani :P Düşünmek lazım bunları, yarın bi gün çat diye bi teknem oluverir, sonra ara ki isim bulasın :)


Gece gece "bitter" saçmalamaları

Paylaşayım
#19 | YAZILAR FALAN | 1 Ağustos 2010 Pazar, 13.50

Eski yazılarım - 25 Aralık 2009 Cuma

Çikolata denince aklıma güzel bişeyler geliyo. Sütlü olcak çikolata dediğin, tatlı olcak. Acı çikolata ne? İki gram sigara keyfim vardı gece gece, niye ettim ki içine. Bişeyler izlerken öyle iki "diş" çikolata olsa, "geveleye geveleye" 2 saatte yesem hoş oluyo ama niye bitter çikolata var evde, başka yok? Acı ve çikolata kelimeleri birbirine nası ters ya böyle saçmalık olur mu? Acı.. Çiğ köfte acı olur, ama o acıdan keyif alınır. Ama çikolata acı oldu mu keyif veren bişey değil, bi kere daha tecrübe etmiş bulunuyorum.

Bi de bi ayrılık yaşamıştım zamanında, o günün gecesi yine bişeyler izliyorum kafa dağıtmak için ve çikolata buldum buzdolabında. Efeminelik var demek ki, ayrılış sonrası çikolata yemişim bak :) Ama güzel çikolataydı. Gidip tekrar araştırdım bittikten sonra ve bulamadım. Diğer dolapları da aramaya başladım ve en sonunda sarı yaldızlı kağıdı buldum :) Geldim geri pcnin başına ve bakmadan açtım ve attım ağzıma. Bulyon olduğunu anlamam bi saniye kadar sürdü, aşırı tuzlu, mide bulandırıcı, "kusmunç" bişey. Ki onu çikolata niyetine ağzına atmış bi insan için daha kötü. Zaten kafa "bi milyon", ayrılış dediğimse bi terkedilişten başka bişey değil. O kafayla onu yere tükürüş, gece gece oda temizlemece silmece... Sonra "terkeden" ve "arkadaş kalan"a anlatılır bu mevzu, o da güler... Bu da yaşandı, ağzına açılıp şöyle vurmak vardı gülerken ama o yaşanmadı.

Toblerone... Çikolataların şahı... Onun kolum kadar olanları var en büyüklerinden, her yerde bulunmuyo. Bi kere denk geldi iki sevgili bi sap ben bi yerlerde takılırken, aldık. İki sevgili, yarısını aldı, bitiremediler. Ben diğer yarısını hunharca yedim, muhteşem bişeydi :) Bi daha denk gelmedi, gelse yine yerim affetmem :)

Tükürük bezlerim çalıştı, o kekremsi tadı ağzımdan mideme doğru attı neredeyse. Filme devam şimdi...


Özlü söz +

Paylaşayım
#18 | ALINTILAR | 1 Ağustos 2010 Pazar, 13.49

Eski yazılarım - 16 Aralık 2009 Çarşamba

Che: Gerçekçi ol imkansızı iste
Dayım: Akıllı ol, canımı ye

----------
Umut Sarıkaya, Penguen


Özlü söz

Paylaşayım
#17 | ALINTILAR | 1 Ağustos 2010 Pazar, 13.49

Eski yazılarım - 16 Aralık 2009 Çarşamba

Koyunun olmadığı yerde keçi Abdurrahman Jeremy olur

----
Fahir Öğünç, Modern Sabahlar Podcast, 15.12.2009, 18:04


Danielsan, malın önde gideniymiş de haberimiz yokmuş

Paylaşayım
#16 | SİNEMA-DİZİ | 1 Ağustos 2010 Pazar, 13.49

Eski yazılarım - 06 Aralık 2009 Pazar

Pazar akşamı, can sıkkın, ne yapılabilir ne yapılabilir?.. Dizilere bakıyorum, tatile girmişler, girmeyenleri izlemişim. Prisoner diye 67 yapımı bi mini dizi var, 40'ar dakikadan 6 bölümden oluşuyo. Matrix'in bu diziden de çalıntı olduğu söylenir. Hakkaten de okuduğum kadarıyla benzer şekilde başlayıp benzer şekilde bitiyolar. Çalıntı, malıntı, adamlar süper para götürdü sonuçta :) Ama ben şu Prisoner'ı bi izleyeyim dedim ama arşivimde bulamadım :P Tekrar sipariş verdim ama gelmesi geceyarısını bulacak gibi :) Ne yapsak ne yapsak... Filmlerime bakıyorum... Metin Erksan - Sevmek Zamanı... Şu saatte tercih edebileceğim bişey değil. Hmm. Bir Nemfomanyağın Günlüğü... Yok, bunu da izlemicem bugün... Audrey Tautou'lu The Libertine... Sevgili Amelie'mizi çırılçıplak görebiliyoruz filmin bazı yerlerinde :) Ama bendeki versiyonu sansürlü idi yanlış hatırlamıyosam. Biraz uzun ve karışık da bi film... Ya ben film de izlemek istemiyomuşum... Ama bi bakıyorum, bi filmim daha var. The Karate Kid :) Evet, istediğim kafa yormamakmış, eskilerden güzel bi film, biliyoruz, tanıyoruz, başını-sonunu da biliyoruz ama izlemek istiyorum yine de. Başladım.

Şu anda ilk 20 dakikasını izlemiş durumdayım filmin ve bişey anladım ki, Daniel'in o sarı oğlandan plajda dayak yemesi gayet de yerindeymiş, çünkü Daniel kendisi kaşınmış. Sarı eleman uzaktan arkadaşlarıyla plaja geliyo motosikletleriyle ve bi bakıyo, kısa bi süre önce ayrıldıkları sevgilisi kız (Ali), Daniel'le gayet samimi bi şekilde, ondan dizinde top sektirmeceyi öğrenmeye çalışıyo. Ama beraber böyle kucak kucağa yere yuvarlanmalar falan. Sarı eleman deliriyo sinirden. Plaja iniyo, kızın çift kasetçalarlı koca müzik seti var, onu alıp kapatıyo, kıza vermiyo. Onunla konuşmasını istiyo, konuşmaya söz verirse verecek. Büyük ihtimalle bi özür dilenecek bişeyler olacak, barışıp tekrar sevgili olmak isteyecek belli ki. Orda Daniel mevzuya giriyo, "Bırak radyoyu" şeklinde. E biliyoruz ki oğlan karateci. Ama hiç beklediğim/hatırladığım gibi olmuyo olay. Sarı, Daniel'e "Sen karışma" diyo ve kıza dönüyo. Daniel ısrarla olaya müdahil olunca, daha doğrusu oğlanla dövüşmek için üstüne yürüyünce eleman da tamamen savunma amaçlı kenara çekiliyo ve Daniel yumruğunu kaldırmış gelirken yere yapışıyo. Kalkıp tekrar gelirken bizim eleman "çelme" dediğimiz olaya giriyo ve Daniel yine yerlerde. Ve oğlan yine kıza dönüyo işte "Konuşacak mıyız o konuyu" falan şeklinde. Daniel tekrar kalkıp gelince eleman yine kenara çekiliyo ve düşüyo angut.

Lan bi kere sen daha California'ya New Jersey'den geleli 24 saat olmamış. Bi havayı koklayacan, bi ortama bakacan. Bi gün önce akşamüstü binaya taşınıyosunuz, bi çocukla tanışıyon eşyaları taşırken, o da sana "Yarın partimiz var plajda gelir misin" falan diyo. Hop ertesi gün kalk, plaja git. Plajı da bok götürüyo bu arada. Parti ise plajda futbolumsu bişeyler yapmak, top koşturmak ve hava kararınca da ağaç dallarına sosis takıp ateşte ısıtmak şeklinde gerçekleşen bi hadiseymiş, onu öğrenmiş oluyoruz :) Ne diyodum. Şimdi tamam, onlar da zengin tarafın kızı, gelmiş takılıyolar, müzik setlerini bile getirmişler, müzik falan dinliyolar. Sen ne kaş göz ediyon kıza, derdin ne? Top sektirmeyi öğretmeye çalışmak ne demek ayrıca. O kızın abisi mi var, sevgilisi mi var, babası mı var çevrede, bi bak gerizekalı. İki kaş göz gördü Daniel, hop atla. E gelir görür oğlan da haliyle.

Şimdi bizim mal Daniel üçüncü kez düştükten sonra, sarı gelip ona yardım etmeye çalışıyo bi de. "Ne dersin, yeter bu kadar" diyerek. Bize filmin başrolü olarak gösterilen Daniel ise naapıyo? Sinsi bi şekilde yerden bi anda kalkıp burnuna yumruk atıyo elemanın. E gerizekalı, e mal. Tanımadığın adama ne vuruyon öyle. Bi kere yeni taşındığın bi eyalette öyle hemen artislenmeyecen, bi bakacan etrafına. Neyse. O yumruğu yiyen sarı bunun ağzını burnunu kırıyo gönderiyo haliyle. Kim ne derse desin, Daniel, tüm bu karatecilik olayını ve filmin konusunu oluşturan mevzuları başlatan durumu kendi yaratıyo. Sen gelip adamın kızla olan konuşmasına girersen dayak bile yersin bırak öyle adamın kendini savunmasını. Koca 3 bölüm süren Karate Kid serisi gözümde an itibariyle bitmiştir, Şerefsiz Kid şeklinde dönmüştür en kötü. Miyagisan var en azından boyala parlat falan filan, ayrı bi güzellik katmıştı çocukluk dönemimize.

Geri kalanını da böyle gıcık bi şekilde izleyeyim ben şu filmin :)


Serkan Blog V3.2

Paylaşayım
#15 | YAZILAR FALAN | 31 Temmuz 2010 Cumartesi, 01.44

Yaptığım yeniliklerle birlikte artık bloguma yorum ekleyebilirsiniz. Zaten bin yere üye olduğunuz için üyelik sistemi yerine onaylama sistemi getirdim. Benim için de ilginç olacak hem :) Günde birkaç kereden fazla ziyaret ettiğim için çok uzun sürmez yorumların onaylanması sanıyorum. Saçma sapan, gereksiz, reklam içerikli, etik dışı vb. yorumlar değilse tabi. Adınız/Nickiniz, varsa web siteniz veya blog adresiniz ve devamında yorumunuzu yazabilirsiniz. Her yazının altında kendisi için yazılmış yorumlar yer alacak ve Yorumlar / Yorum Yaz bölümüne tıkladığınızda açılacak.

Bununla birlikte bir de sayfalama apisi yaptım. Her sayfada 10 yazım açılacak. Diğer sayfalara gitmek için sitenin üstünde ve altında bulunan sayfa numaralarına tıklamanız yeterli. Blog mantığı gereği daha yüksek numaraya tıklamanız sizi daha eski yazılarıma ulaştırır.

İlerleyen zamanda birkaç değişiklik daha düşünüyorum. Sayfaların tasarımını değiştirmek ve sağa bir panel yerleştirip orada bazı güzellikler yapmak gibi. Bunlardan birisi blogumu izleyen arkadaşlar oraya kendi resimlerini ekleyebilecekler (yine üyelik gerekmeden). Detayları o gün geldiğinde tekrar konuşuruz.

Görüşmek üzere :)


Bahaman...

Paylaşayım
#14 | YAZILAR FALAN | 29 Temmuz 2010 Perşembe, 11.40

Tee zamanında bi arkadaşımın üniversiteye ilk başladığı zamanlar. "Bu üniversitede insanlar sevgili oluyo, ben de olayım bari" diyo ve kızlardan beğendiği birine gidip teklifte bulunuyo. Teklifi şöyle: "Merabaa... Çıhar mıyız, eder miyiz?"* :):) Kızı gördüm ben de, güzel falan böyle alımlı. Kız bakıyo böyle bi. Tamam olur diyo. 2 ders arası sonra başkasıyla çıktığını görüyo kızın :)

--------------
* Şiveyle dalga geçme değil, olanı olduğu gibi verme amaçlanmıştır

(Benzer hikayeler için "o benim arkadaşım" etiketine tıklayabilirsiniz.)





A Takımı

Paylaşayım
#13 | SİNEMA-DİZİ | 28 Temmuz 2010 Çarşamba, 11.23

Oyunların, dizilerin sinema filmlerinin yapılması, çoğu zaman remakeler kötü sonuç doğurmuştur. Oyun olarak aklıma Alone in the Dark geliyor mesela. 2 filmi de birbirinden berbattı. Tamam fena olmayanları da vardı, ama akılda kalmadı hiçbiri. Gişe filmi oldular, parayı kaldırdılar, bitti sonra. Kaderleri bu sanırım :)

Ama The A-Team / A Takımı'nı dün izledim. Hani her önüne gelen çektiği filme "Aksiyon" ibaresini de yerleştiriyo ya. A Takımı öyle değilmiş :) Lansmanı iyi yapılmasa da gayet kaliteli bi filmdi. İzlediğim en sağlam saf aksiyon filmi 2003'te kalmıştı, S.W.A.T... Devamında da geçen yıl Sherlock Holmes'ü izledik ama bahsettiğim bi saniye durmayan bi film, saf aksiyondan kastım odur. 7 yıl sonra hiç beklemediğim bi yerden A Takımı'nın çıkıp gelmesi gayet hoş oldu. Bi süredir arşivimde bekleyen, "Lan yine saçma sapan şeylerle doldurulmuş, dizinin hatrına insanları çekmesi beklenen, ağzına kadar efekt saçması bi filmdir kesin" derken bir buçuk saat hiç durmayan bi aksiyonla karşı karşıya kalmış olmak acaip eğlendirdi beni. Bi süredir dizi bağımlısı olduğum için sinema filmleri izlerken, özellikle evimdeysem uyuyorum. 20, olmadı 40 dakikalık diziler yeteri kadar güzel götürüyorken işi, 1-2 saatlik filmler bayıyor haliyle. Ha sonuna kadar dayandım A Takımı'nda ama biter bitmez de sızdım, o ayrı :)

Yaz dizilerinden takip ettiğim Eureka başladı bu arada, ilk 3 bölümü yayınlandı. Diğer diziler ise verdikleri kısa aranın ardından Eylül'ün sonunda gümbür gümbür geliyorlar. Supernatural, How I Met Your Mother, The Big Bang Theory, Fringe, House MD, Dexter, The Office ve Modern Family 20 Eylül civarı başlayacak yeni sezonlarıyla. Spartacus ise 2011 ortalarında geliyor. Human Target'sa belirsiz :) Breaking Bad ise 3'üncü sezonunu yeni bitirmiş olmasına rağmen çok tatlı yerde kalmıştı. Deli gibi spoilera giresim var ama ayıp :) Başlasa ya o da 2011'den önce :)

  • TÜM KATEGORİLER3066   
  • YAZILAR FALAN337   
  • SİNEMA-DİZİ412   
  • VİDEOLAR759   
  • MÜZİK240   
  • HAYVANLAR209   
  • BİLİM-TEKNOLOJİ104   
  • OYUNLAR112   
  • TROLL-MİM-CAPS120   
  • GÜZELLER73   
  • ALINTILAR212   
  • İLGİNÇ BUNLAR281   
  • TARİH GÜNLÜĞÜ207   


  4 3 2 1  







Serkan&Blog'a hoşgeldiniz!
Kişisel blog olarak tasarladığım sitemde ilgilendiğim türlü konularda yazılar, resimler, videolar ve hatta flash tasarımlar ve oyunlar bulabilirsiniz. Bununla birlikte girdilerin altında bulunan alanlara tıklayarak yapılan yorumları okuyabilir, yorum yapabilirsiniz.
Hakkımda daha fazla bilgi için tıklayın.




 Son 1 ayda en çok bunlar izlenmiş 





Geçmişteki Günlerden...

Serkan&Blog 2005'ten itibaren kendi çapında bir blog girişimi olup blog hizmeti sunan sitelerin aksine tasarım, tema ve kodlamasının tümü yazarına aittir. Onlarca gereksiz apiyle, reklamla siteyi boğmak yerine kolay okunabilir / gezilebilir bir blog sunmak gibi bir derdi vardır. Site sahibi tekil girdilerin altlarında bulunabilecek yorumlar için sorumluluk kabul etmez, yorumların tüm sorumluluğu yazarına aittir.
Serkan&Blog © 2005 - 2018
  4 3 2 1  
 
. . . . . . . . . .